Eğitim sistemimizde gözlemlediğimiz nispi iyileşmelerin yanında hala sistem olarak birçok eksiklikler, bazı yanlışlar ve yerine oturmayan taşlar mevcut.Öğretmenlerimizin yetiştirilmesinden, idarecilerimizin yetiştirilme ve atamalarına, denetim sisteminden sınav sistemlerine kadar birçok eksikliklerimiz mevcut. Bir araştırma sonucuna göre Türkiye’de üniversite bitirilinceye kadar girilen sınav sayısı 739’dur [1]. Bugün bilgiye sahip olanın ve onu en etkili kullanabilenin en büyük güç olduğu yadsınamaz bir gerçektir.. Günümüz eğitim anlayışı bilgiye ulaşmanın yanında bilgiyi analiz edip, yorumlamayı,içselleştirip,uygulamaya dönüştürmeyi gerekli kılmaktadır. Bunun yolununda etkili eğitimden geçtiği aşikardır.
Gelin PİSA sonuçlarına birlikte bakalım ve “Eğitimde köklü reformlara neden ihtiyacımız var ve Eğitim sistemimiz nasıl daha etkili ve verimli olur?” sorularına yanıt arayalım. Önce P ISA ‘nın ne olduğundan başlayalım.
PISA (Program for International Student Assessment - Uluslararası Öğrenci Başarısını Belirleme Programı) OECD(Ekonomikİşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı) ülkelerindeki 15 yaş grubu öğrencilerin zorunlu eğitim sonunda, günümüz bilgi toplumunda karşılaşabilecekleri durumlar karşısında ne ölçüde hazırlıklı yetiştirildiklerini belirlemek amacıyla geliştirilmiş bir programdır.
PISA ile ölçülmeye çalışılan nitelik, öğrencilerin okulda müfredat kapsamında ele alınan konuları ne dereceye kadar öğrendikleri değil, gerçek hayatta karşılaşabilecekleri durumlarda sahip oldukları bilgi ve becerileri kullanabilme yeteneği, analiz edebilme, akıl yürütme ve okulda öğrenilen fen ve matematik kavramlarını kullanarak etkin bir iletişim kurma becerisine sahip olup olmadıklarıdır [2]. PISA tarafından sağlanan karşılaştırılabilir bilgi, 15 yaş grubu öğrencileri hayata hazırlama durumuyla ilgili geniş kapsamlı bir değerlendirme olanağı vermektedir.
PISA çalışması şimdiye kadar üçer yıllık üç dönem halinde ve matematik, fen bilimleri, okuma becerileri olmak üzere üç alanda planlanmıştır. Üçer yıllık dönemler halinde uygulanan PISA çalışmasında, her bir dönemde bir konu alanına ağırlık verilmektedir [3].
PISA çalışmasının ilki 2000 yılında uygulanmış, bu uygulamada okuma becerilerine ağırlık verilmiştir. Türkiye 2000 yılında yapılan değerlendirmeye katılmamıştır. 2003 yılında yapılan ikinci uygulamada Matematik okuryazarlığı alanına, 2006 yılında yapılan uygulamada da Fen Bilimleri alanına ağırlık verilmiştir. PISA’da 2009'dan itibaren yeniden okuma becerileri alanına ağırlık verilmiştir. PISA uluslararası düzeyde yapılmış bugüne kadarki en kapsamlı eğitim araştırmasıdır.
Açıklanan sonuçlara bakacak olursak. Türkiye’nin de yer aldığı PISA-2003’ün yaptığı değerlendirmelere göre, Türkiye; değerlendirmeye alınan 41 ülke içinde, matematikte 33. sırada, okuma alanında 34. sırada, fen ve problem çözmede 36. sırada yer almıştır.
Türkiye, PISA’nın ikinci dönem çalışması olan PISA 2006’ya da katılmıştır. 2006 yılı PISA sonuçlarına göre; Türkiye “okuma” alanında 56 ülke arasında 37’nci, “fen” alanında 57 ülke arasında 44’üncü, “matematik” alanında da 57 ülke arasında 43’üncü olmuştur [4]. Bu sonuçlar Türkiye’nin OECD ortalamalarının istatistiksel olarak anlamlı biçimde altında olduğunu göstermektedir [5]
Üçüncü Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) testinin sonuçlarına göre 2009 yılında değerlendirmeye alınan 65 ülke incelendiğinde Türkiye’nin fen bilimleri ve matematik alanlarında 43.sırada, okuma yeterliliğinde ise 41.sırada olduğu görülmüştür. PISA 2009 sonuçları incelendiğinde Türkiye’nin 2003 yılına göre ortalama okuma yeterliliği, Matematik ve Fen bilimleri puanlarının yükseldiği ve bu sayede sıralamada birkaç basamak yükseldiği görülmektedir.
Bütün bu sonuçlara göre durumun çok da iç açıcı olmadığı görülmektedir. Rekabet halinde olduğumuz ülkeler arayı gittikçe açmaktalar.Popülist söylemlere göre yönlendirilen ,günlük siyasete malzeme yapılan, gelen hükümetlerin politikalarıyla bir o yana bir bu yana savrulan ve ayakları yere sağlam basamayan eğitim sistemleriyle değişen ve gelişen dünyayla rekabet etmemiz mümkün değildir.
A partisinin sistemi bizi dönüştürüyor B partisinin programı daha demokratik yaklaşımıyla, C şahsının fikri kendini bağlar tarzında bizden olmayan görüşlere kapalı olmayla, enkaz devraldık ancak bu kadar oluyor serzenişleriyle, bu kadar merkeziyetçi bir yapıyla ve hala 1960, 1970’lerin iskeletini kullanmayla çok da fazla yol alamayacağımızı görmek için kahin olmaya gerek yok. Eğitim sistemimizde özellikle son yıllarda programlarda yapılan değişiklikler kısmi iyileşmenin yanında beklenen sıçramayı yaptırmayacaktır.Bu eski bir arabayı modifiye edip süsleyip, püsleyip son model bir arabayla yarıştırmaya benzer. Yarışı kazanma ihtimaliniz sizce ne kadar?
Artık eğitimde merkezi sistemden ziyade yerelleşme sağlanmalıdır. Fransa benzeri bir yapılanmayla eğitim bölgeleri oluşturulmalı ve her bölgenin başında o bölgedeki okul öncesi eğitimden üniversite eğitimine kadar sorumlu rektörler bulunmalıdır.Oluşturulan eğitim bölgeleri merkez teşkilattaki bakanlığa bağlı olmalıdır. Her eğitim bölgesinin programları genel ulusal programla çatışmayacak şekilde ama yerel ihtiyaçları ve kalkınmayı destekleyecek esneklikte olmalıdır. Sistemde yerel yönetimlerin etkinliği ve sorumluluğu arttırılmalı. İş dünyası ile bağlantılar kurulmalı ve ihtiyaç duyulan nitelikli elemanların yetiştirilmesine yönelik programlar uygulanmalıdır.Okullarda bölümler arasında esnek geçişler sağlanmalı ve açılacak bölümler bölgenin ihtiyaçlarına cevap verecek nitelikte olmalıdır. Hatta eğitim bölgesinin ihtiyacına göre seçmeli bölgesel diller de tartışmaya açılabilir. İnsanlarımız için atılan her adımı bir taviz verme, bölünmeye çanak tutma girişimi olarak algılamaktan artık kurtulmalıyız.Dün balkanları nasıl kaybettiğimiz unutulmamalı ve bugün karşıt milliyetçilikler kışkırtılmadan insanlarımızın demokratik talepleri birilerinin insanımızı kullanmasına mahal vermeden dikkate alınmalıdır.Belirttiğim seçmeli dil mevzusu da bu minvalde değerlendirilmelidir. Oluşturulan eğitim bölgeleri belli periyotlarla ulusal düzeyde sınavlar yapmalı ve bölgeler arasındaki farklılıklar minimize edilmelidir.
Bir sistemde hazırlanan programlar ne denli iyi olursa olsun uygulayıcılar iyi yetiştirilmediği müddetçe hiçbir anlam ifade etmez. Öğretmen yetiştirilmesine ayrı bir önem verilmeli ve üzerinde durulmalıdır. Hizmet içi eğitimler etkin ve verimli olmalıdır. Öğretmenler okul müdürü, öğrenci ve veli tarafından değerlendirilmeli ve performansa göre maaş artışı sağlanmalıdır.
PİSA raporları gibi raporlar ortada iken, görünen köyün kılavuza ihtiyacı olmadığı aşikarken böyle bir sistem veya daha fonksiyonel,ülkemize daha uygun bir sistem neden olmasın,neden düşünülmesin?
İtibar etmediğinizi belirttiğiniz kaynakda çıkan bir haber referans alınarak ,ulkenin 200 yakın ordu mensubu aylardır hapis yatıyor.
Kaynagın saglıklı olup olmaması ,içerigin işimize gelip gelmemesi ile ortantılı olarak değisiyor galiba!.
Cıragan sarayı, bölücülerin toplantısı diye taratın , nerede ise tum haber ajanslarında yer alıyor görüşme.19 mayıs 1919'da baslayan milli mucadele de son dusmanında denize dokulmesinin ardından Ataturk ;Asıl savasın simdi basladagını belirtip, bunun da ancak "MİLLİ EĞİTİM REFORMU" ile mumkun olacagını ifade ediyor.Bu günün Türkiyesinde Mevcut siyasi partilerin tamamına yakını Anayasada devlet ve vatandas (Turkluk) tanımlamalarının degistirilmesi konusunda hem fikir oldugu dusunulurse.Bagımsızlık mucadelesine verdiği katkılardan dolayı Atamızın dahi ozel takdirini kazanmış bir ilçede
"MİLLİ EGİTİM REFORMU" yerine "YEREL EGİTİM REFORMU" önermek ne derece saglıklı,o da ayrı mesele.Tek açıdan bakmak konusu nedir.FB profilde milliyetçi yazıyor