Benim İnsanlarım

​Hayatın içinden hep beraber altın oranlı o dengeyi arayarak geçiyoruz. Hayat dediğimiz olgu, ancak yaşanarak, tecrübelerle elde edilebiliyor.

Parçadan bütüne, tümevarım bir sistematikle adeta içimizi dışımızı dantel gibi işleye işleye nakışlıyor bizi...

Bu nakışlı ahenkte ben de kendi dantelamı örüyorum, bazen de kader ağlarını örüyor ilmek ilmek üstüme.

İşte tam burada hayatınıza renk katan, ahenk katan insanlarla hayatınızı altüst eden insanlar aynı örüntünün içinde yer alıyor.

​Bazıları evinizi mis kokulu bir çiçek gibi şenlendirirken bazıları ruhunuzu yaylada bir mayıs esintisi gibi ferahlatıyor.

Bir guguk kuşunun sabahları size seslendiği gibi doğadaki o huzuru içinize işliyor.

Kimisi çam ağacı gibi şifanız oluyor, kimi zakkum gibi zehriniz...

İnsanın insana yaptığını doğada başka hiçbir canlı birbirine yapmıyor. İnsan olmak, yeryüzüne indirilmiş olmak ne garip değil mi?

"Doğmak" ya da "gelmek" demiyorum bakınız, indirilmek diyorum zira "Biz insanı aşağıların aşağısına indirdik." diyor Tin Suresi'nde. Ne kadar yukarıdan indik hiç düşündünüz mü? Şöyle bir "cennet kadar" yoldan diyelim, telmihleyelim bu satırı. Yani ki insan acaba bu aşağıların aşağısında kalmayı kendine yediremediği için mi kabilleşiyor bazen? Ne dersiniz?

İyi insanların da ruhu hep o yüksek yeri arıyor, o yüzden yeryüzünde derbeder gibi geziyor olabilir mi? Yeryüzünün sahibi değil de misafiri olduğunu bilenler, diğer arayışçılarla birlikte gönüllerini birleştiriyor, birleştirmeli.

İşte o arayışçılar en sevdiklerim...

Onlar, size gülümser yüreklerinde yangınları dahi olsa; onlar size kendinde olmasa da ikram eder elinde neyi varsa; onlar sizi dar gününde, bol gününde fark etmeksizin ruhunun sofrasına kabul buyurur, elinizden tutar; onlar sizin yüreğinizi yeşertir.

Bir de diğerleri vardır, Kabil soylular... Bunlar, her mecrada bulunurlar. Eğitim, siyaset, sosyal her ortamda olabilirler. Şeytani olan ne varsa buna hizmet eder, buna doğru hırs çölüne düşen kertenkele gibi koşarlar. Makam ve mevkileri sizleri sakın yanıltmasın, dedim ya bunlar her yerdedir. Koşarken de sizin tertemiz beyaz elbiselerinize o ellerindeki çamurdan atmak isterler. Sakınınız...

Yeryüzü böyle bir yer işte; iyinin, kötünün beraber yol aldığı, sürekli bir terazi kefesinde dans... Bazen bir kefe, bazen diğeri ağır basar.

Benim insanlarım, terazinin iyilik tarafında olanlardır, olmaya çabalayanlardır. Onlar sevgiyi, şefkati, huzuru yüreğinde taşır bir kuş misali...

Ben onlara hayranım; liyakat deseniz var, samimiyet deseniz var; empati, çaba, destek, paylaşım, huzur... Her güzel özellik onlarda toplanmıştır.

İndirildiğimiz bu yeryüzünde onlarla olmak, onları arayıp bulmak, bulunca birbirine sahip çıkmak ve tuttuğumuz bu elleri bir daha bırakmamak çok değerli.

Yeryüzünde içinde sadece habili taşıyan melek timsali sandığım insanlar da vardı elbet ama bir zaman sonra o insanların nasıl kabilleştiğini de görmedim değil... Yani terazinin kefesi hep denge arıyor. O denge kaydığında insan kendi şuurunu ve ruhunu da karanlıklarda kaybediyor.

Demek ki insana her iki özellik de yüklenmiştir. Yani kimse kendinden emin olmamakla beraber, daima insan-ı kamil olma yolunda kalmak için çaba harcamalıdır.

Benim insanlarım bu çabayı yürekten verenlerdir.

Peki, senin insanların kimler? Etrafına hiç dikkatle baktın mı, sen kimlerle berabersin? Sen hangi taraftasın?

Bugünün tefekkür çağrısı da bu olsun.

Düşünelim; fark etmeye, idrak etmeye çalışalım. Kefemiz karanlıklara doğru eğildiyse doğrultmaya çalışalım. Bugün ezilen sensen yarın gücü eline aldığında ezecek misin, yoksa elinden tutup kaldırabilecek misin insanları ve belki de insanlığı? Bugün güç sendeyse yarın düştüğünde isyan mı edeceksin? Bugün elinde her ne varsa, olanla ne yapıyorsun hiç durup düşündün mü?

İşte fırsat, eğer yazımı okuyorsan bugün düşün, tam zamanı...

Eğer "Herkes bir taraf seçmek zorunda mı?" diyorsan, evet. Tarafımızı seçmek ve iyi insan olmak, olmaya çaba vermek zorundayız. Evet, bununla beraber emri bil maruf da yapmak zorundayız. Bir mühendis, öğretmen, doktor, çiftçi, çöpçü, milletvekili yahut bir bakan olabilirsin. Mevkin, dünyevi sıfatların zerre önemli değil. Zira iki adım ötesi dünya sonrası...

​Eğer indirildiğimiz yere yükselmek istiyorsak tarafımız aydınlık olmalı.

​Dünyada ararsak o aydınlık tarafı, gerisi huzur...

"Bulursak" demiyorum, "ararsak" diyorum...

Lütfen, sen de ara!

Ülkü Gazovalı 

YORUM EKLE