12 Eylül Darbesi gerçekten yargılanacak mı?

12 Eylül 1980 de sabaha karşı radyo ve televizyonlardan Zamanın Genelkurmay ve Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Radyo ve televizyonlardan saat 13.00 da bir konuşma yaparak “Yüce Türk Milleti” diye başladığı konuşmasında şunları söylemişti, (Metnin tamamı şöyle)
 
Metinden biri bölüm: “Son iki yıllık süre içinde terör 5.241 can almış, 14.152 kişinin yaralanmasına veya sakat kalmasına sebep olmuştur. İstiklal Harbinde, Sakarya Savaşındaki şehit miktarı 5.713, yaralı miktarımız 18.480’dir. Bu basit mukayese dahi Türkiye’de hiçbir insanlık duygusuna değer vermeyen bir örtülü harbin uygulandığını açıkça ortaya koymaktadır….”
 
Diye devam eden konuşmasından sonra ülkede sessizlik başlamış ve asker birçok kuruma girerek hepsini etkisiz hale getirmişti.
 
Bir tanıdığım o geceyi şöyle anlatıyor.
“Gece sabaha karşıydı PTT’nin (Şimdiki Telekom) gece görevlisi olarak kaldığım binasında kapı hızla çalındı. Ellerinde silahlı çok sayıda asker kapıda duruyorlardı. Bense dağın başı sayılacak bir binada tek başıma gece bekçisiydim. Elimde sadece bir mavzer vardı. Ancak elleri silahlı askerleri kapıda görünce binanın arka kısmından kaçtım. O hızla ormanlık alana girip sesiz bir şekilde ormana saklandım. Sabah gün ağarana kadar bekledim. Daha sonra binaya gitmeğe korktuğum için yola çıkarak bir araç ile eve gittim. Eve gittiğimde darbe olduğunu öğrendim.
 
Bense köyümdeydim. Köyde televizyon daha yoktu. Ancak babamın küçük radyosundan darbe olduğunu öğrenmiştik.
 
12 Eylül 1980 de Asker o günlerde kendine göre haklı olduğunu söylediği, her gün onlarca insanın sokak ortasında öldürüldüğü bir ortamı bahane ederek ülkenin kötü gidişine dur demek için darbe yapmış iktidarı ele geçirmişti.
 
Daha sonra ABD büyükelçisinin “Bizim oğlanlar başardı” dediği darbe olmuştu.
İktidarı ele geçiren asker, devlet kadrolarının başına kendi rütbelilerini getirmişti. Milli Eğitim Bakanlığında iki tane albay vardı. Darbeden sonraki günlerde Ankara ya Milli Eğitim Bakanlığına gittiğimde bu iki albayı da görmüştüm. Bir havacı, Biri de karacı albay’dılar. Bakan vardı ancak bakanın yetkilerini onlar kullanıyorlardı. Hatta orda bir il milli eğitim müdürü atamasına albaylar karşı çıkmış bakanın onayı geçersiz kalmıştı. Bunları gördüm ve yaşadım.
 
Ancak darbe sonrası ülkede en çok toplanan insanlar solcular olmuştu. Pamukova da bile onlarca solcu dedikleri insanı toplayıp “Taş kısık’a” götürdüler.
 
Daha sonraları öğrendiğimiz kadarı ile darbede 600 kişi kaybolduğu, kimin nerede olduğu yıllarca sorgulanamadı. Bazılarına göre bu rakamın 1 milyon olduğu söyleniyor. Tabi ki solcular daha çoğunlukta. Milliyetçiler (Ülkücüler) ikinci sırada geliyordu. O zamanın milli görüşçüleri bu işten uzak tutuldular.
 
Aradan 2 yıl geçti. Anayasada değiştirilip darbeciler kendilerini sağlama aldıktan sonra o günkü anayasa yüzde 92 evetle kabul edildi.
 
Serbest seçimlere geçildi. 3 parti arasından ANAP iktidar yapıldı. Anap iktidarı ile birlikte ne kadar askere yakın, askerle dirsek teması içinde olan kim varsa iktidarın içinde yer aldı. Devlet bürokrasisine benzer adamlar getirildi ve sözde sivil bir geçiş yapıldı.
 
Tam 7 yıl sonra ben mahkeme kapılarından bıkmadan usanmadan geçip yeniden görevime dönebildim. Ancak tam 6 yılım heba olmuştu. Sözde sivilleşmenin gölgesi altında bıktırırcasına günlerimin çoğu Ankara’larda geçti. Mahkeme kapılarında geçti.
 
1987 yılında Sivas’ta görevime başladım, Zorunlu hizmet kapsamında Anadolu da gezmediğim yer kalmadı. Yer-yer terörün kendini gösterdiği doğu illeri güney illeri dolaşıp görevimi tamamladım. En sonunda kendi doğduğum ilçemde son 5 yılımı tamamlayıp emekli oldum. Hala o günlere ait haklı olduğum mahkeme kakarları ile tespit edilmiş geçmiş haklarımı alamadım.
 
Şimdi 12 Eylül’ün yargılanacağını duyduğumda ise aklıma çok komik fıkralar gelmeye başladı.
 
Hey gidi geçmiş, Hey gidi tarihin hala aydınlatılamamış karanlık dönemi, Kimleri mahvettin, şimdi ise kimlere seçim malzemesi oluyorsun diyesim geliyor.
 
Kenan Evren ve o günlerden sağ kalan iki general var. Adamlar nerdeyse yere 45 derece eğik gezer duruma düşmüşler. Ununu elemiş, eleğini asmışlar. Onları mahkemeye çıkarsan ne olur, çıkarmasan ne olur?
 Aslolan 12 Eylül 1980 de toplanan 600 bin insan ve onların yakınları neler çektiler? Şimdi ise hayatta olan o günleri suçsuz yere çekmiş, O günlerde solcu olduğu için, ya da ülküçü olduğu için asılmış insanların yakınları veya kalanları için bişeyler yapmak gerekmez mi? Gerisi sadece siyasi malzeme olmaktan öteye gitmez. Çünkü Uluslar arası hukuk ta bir katil bile 20 sene yakalanmadan kaçabilirse ona caza verilemez.
 
Şimdi 12 Eylül darbecilerini siz hangi hukuk a göre yargılayacaksınız? Yoksa yargılar gibi mi yapacaksınız?

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.